Koronavirüs pandemisinin tüm dünyayı etkisi altına almasıyla beraber her ülkede olduğu gibi ülkemizde de hem resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalarda hem de halk arasında sosyal mesafe söylemi yaygınlaşmıştır. Temelde koronavirüsün sebep olduğu enfeksiyonun bulaşma ihtimalini azaltmak için fiziksel çevreyle olan ilişkilerimiz sınırlanmıştır. Dışarı çıktığımızda ise diğer insanlarla aramızda 1-1,5 metre kadar sosyal mesafenin bulunması gerektiği uyarılarıyla karşılaşmaktayız. Virüsün bulaşıcılığını engellemek için gerekli olan fiziksel mesafenin, sosyal mesafe olarak ifade edildiği görüyoruz. Buradan hareketle sosyal mesafe teriminin hatalı bir kullanım olduğunu belirtebiliriz. Sosyal mesafe çevre psikolojisinde zaten günlük yaşamımızı sürdürürken tanımadığımız insanlar için aramızda bulundurduğumuz 125-370 cmlik alanı temsil etmektedir. Şu andaki günlük yaşamımızda sevdiğimiz insanlardan uzakta sosyal mesafenin korunmasının istenmesi terimsel olarak yanlış bir ifadedir. Bugünlerde birbirimizden fiziksel olarak uzaktayız ancak bu durum bizim sosyal olarak izole olmamıza sebep değil. İlişkilerimizi teknoloji aracılığıyla sürdürme fırsatı varken sosyal mesafeyi yani ilişkileri güçlendirmemiz gereklidir.


Koronavirüs Pandemisi günlerinde fiziksel alan ve sosyal mesafe kavramlarını Çevre Psikoljisinin bakış açısıyla incelemek yerinde olacaktır. Psikolojinin alt alanlarından birisi olan Çevre Psikolojisi insanın fiziksel ve sosyal çevresiyle davranışları arasındaki karşılıklı etkileşimi incelemektedir. Çevre, insanın etkileşimde olduğu bir alan olarak pek çok alt alandan oluşan ana bir sistemdir. Çevrenin fiziksel ve sosyal bileşenleri bulunmaktadır.
Yaşadığımız alanlarda fiziksel gerçekliğin ötesinde alanları hissetmekte ve alanlara bağlanmaktayız. Bizler bazı duygularımızı mekansal öğeler üzerinden tanımlayabiliriz. Hepimiz yaşadığımız, çalıştığımız ve ziyaret ettiğimiz alanlarla ilişki kurar onlara anlamlar yükler ve bu alanlar aracılığıyla da kimliklerimizi oluştururuz. İnsan olarak benliğimiz sadece diğerleriyle kurduğumuz ilişkiler üzerinden ifade edilmez. Benlik kişinin günlük yaşamında var olan fiziksel mekanlar tarafından da yapılanır. Bugünlerde benliğimizin bir parçası haline gelen bazı mekanlarda bulunamamak kendimizi ifade etme alanlarını kısıtlamaktadır.


İnsan ilişkilerini düzenlerken fiziksel mesafelere ihtiyaç duyarız. Kişilerarası ilişkilerde, diğerleriyle aldığımız fiziksel konumlar kişisel alanı oluşturmaktadır. Kişisel alan, her an bizlerin etrafında görünmez sınırlar olmakla beraber, sosyal ilişkilere göre de fiziksel mesafe alanları değişmektedir. Edward Hall’a göre kişisel alanın değişim gösterdiği 4 farklı ilişki tipi bulunmaktadır. Fiziksel mesafenin 0-45 cm kadar olduğu ilişki yakın ilişki olarak tanımlanır. Bu fiziksel mesafe, diğeriyle yakın ilişkilerin kurulduğu bir durumdur. Kişiler arası fiziksel mesafenin 45-125 cm arası olduğu durum ise bizim kişisel alanımızdır. 125-370 cm lik fiziksel mesafe ise sosyal mesafe olarak tanımlanır. Bu mesafe daha çok birbirini tanımayan yabancı olan kişilerin birbiriyle iletişiminin söz konusu olduğu durumdur. 370 cm den daha fazla olan fiziksel mesafe ise kamusal mesafe olarak tanımlanır.
Hastalığın yayılmasının önüne geçilmesi için fiziksel mesafenin korunması büyük öneme sahiptir. Bu nedenle günlük pratiklerimizde bu hususu sürekli aklımızda tutarak buna göre hareket etmemiz, salgının yayılımını sınırlandıracaktır. Diğer yandan sosyal mesafe teriminin hem resmi makamlar hem de halk tarafından yanlış kullanılmasıyla birlikte, bu terim fiziksel alanı ifade etmek için kullanılmaktadır. Sonuç olarak birbirimizin desteğini ve dayanışmanın gerekliliğini fark ederek, toplumsal bilinçle hareket etmemiz önemlidir. Sosyal ilişkilerimizin güçlendirirken diğerleriyle fiziksel alanımızı korumamız sağlıklı günlerin yeniden oluşmasını sağlayacaktır.
Kaynakça :
Melek Göregenli, Çevre Psikolojisi; İnsan ve Mekan İlişkileri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Zihinsel sağlığınıza dair uzman ipuçları ve özel fırsatlar için şimdi abone olun!



0 yorum